Dümbükzade Kadir Efendi

Dümbükzade Kadir Efendi, geçmiş dönemlerde Beykoz’da yaşamış…

Zamanın tabiriyle Cibilyetsiz, bugünün tabiriyle …’nin önde gideniymiş. Utanmaz, arlanmaz, kendine bakmadan millete ahlak dersi veren, yaşadığı yere tek faydası olmamış, müşterileri dışında kimseyi savunmamış az muhterem kişilikmiş.

Baskı atölyesi işletirmiş abisiyle. Para tatlı gelince ilk mesleğini bırakmış, iş yerinin başına geçmiş…

Pek dikkate alınmazmış. Abisine olan sevginin altında ezilmiş, büzülmüş hep… Abisinin hatırına çekerlermiş Dümbükzade’yi, ilgiyi kendisine sayarmış. Görüntüsüne, üslubuna ve kültürel seviyesine bakmadan, elit takılırmış Dümbükzade, ahalinin arkasından gülmesini de, dikkate alınmak zannedermiş. Yüzsüzmüş, karakter yoksunuymuş.

Gün gelmiş ağabeyi vefat etmiş… Dümbükzade lakabını da, ağabeyinin ölümünden sonra almış. Yeğenlerini ve yengesini ortada bırakarak ticaretine bakmış. Miras kavgasına girmiş, yok saymış hepsini. Atasının emanetini de umursamayınca, lakabı cuk oturmuş…

Gel zaman, git zaman yazılar yazmaya başlamış. Beykoz Körfezi’nden, millet de okusun diye bizzat dağıtmış mecmualarını.

İlk eşi iyi insanmış… İki çocuğu da, fena insanlar değilmiş. Dümbükzade, lakabına yakışanı yapmış. Maazallah insanlık bulaşır diye, onları da ortada bırakmış mı?

Yanında çalışana gönlünü kaptırmış, sonra iki çocuğuna da sahip çıkmamış, eski eşine de. Ne olur? Ne olmaz? Diye atölyesini de yeni karısının üzerine yapmış. Diğer iki çocuğuyla da görüşmemiş. Yeni karısından olanları çocukları saymış, geçmişini silmiş atmış…

Çalıştırdıklarından biri kanser olmuş. Akrabasıymış aynı zamanda. Bakımını üstlenmemiş, sallamamış. Canından bezdirmiş, lanet ettirmiş kendine. Öyle hayâsızmış, olanları görmemiş bile. Kendine yakışanı yapmış, hasta haliyle onu da ortada bırakmış…

Yemiş, içmiş… O kadar yemeye kendi kasası yetmeyince, Kamu’nun kasasına göz dikmiş. Son döneme kadar, tüm belediye reisleriyle iyi geçinmiş. İşverenlerini korumuş, onların yanlışlarını görmezden gelmiş.

Destek olduğu belediyelerden biri, bir dönemde soruşturma geçirmiş. Dümbükzade’nin de adı geçecekmiş ki, iş yerinin karısının üzerine olduğu anlaşılmış. Tutanaklarda geçmiş adı. O dönem, en büyük baskı işleri de, hep onun atölyesinden yapılmış… Olanları görmemiş, duymamış ‘’bizdendir’’ demiş.

Aradan biraz daha zaman geçmiş…

Olay sonrasında Dümbükzade’yi dikkate alan kalmamış. Selam vereni azalmış. Eli ve ağzı dışında pek bir yerinin işlememesi de, dert olmuş. Muhtemelen de biraz da bunamanın etkisiyle, geçmişini unutmuş, bulunduğu Beykoz ilçesine ahlak dersi vermeye başlamış. Dik duruştan, onurdan hatta inanır mısınız şereften bile bahsetmiş.

Geçmişini hatırlayanın kalmadığını düşünen Dümbükzade Kadir Efendi, kaç kişiyi inandırmış derseniz? Çocuklarını, yeğenini yok sayan, devlet malına göz diken ne kadar dikkate alınırsa, o kadar insan inanmış.

***

Not; Hikâyede geçen olayların Gemlik ile veya Gemlik’te bulunan herhangi bir kişi ile hiç ama hiç alakası yoktur…

Var deyip ağlayan görürseniz de, Dümbükzade’yi hatırlayın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir