KENTSEL DÖNÜŞÜM-2 –NELER OLUYOR!

Önceki hafta yazdığımız konuya ilişkin ilk yazıda Kentsel Dönüşüm kavramıyla ilk teması sağlamış, dönüşümün neden gerekli olduğuna da genel hatlarıyla değinmiştik. Devam niteliğindeki bu ikinci yazımızda yavaş yavaş kapağı kaldırıp işin esasını anlamaya ve anlatmaya çalışacağız. Bu şekilde işin mantığına dair yazacağımız bir dizi yazıdan sonra da uygulama-saha kısmına geçip,olması gerekenle mevcut durumu karşılaştırıp, ülkede ve çevremizde neler olup bittiğini anlamaya çalışacağız. Bu anlamda KaHeKA (KHK)’lara konu olmuş, yetmemiş KaHeKA’dan sonra bir de Torba Kanuna sokulmuş Gemlik’e dair olup bitenleri ve olması gerekenleri de detaylı şekilde bu köşede ele almaya çalışacağız.

Kentsel dönüşüm kavramının ana omurgasını 31.05.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun oluşturmaktadır. Yani kentsel dönüşüm adında müstakil bir kanunumuz bulunmamasına rağmen sokakta 6306 sayılı Kanunartık kentsel dönüşüm kanunu olarak bilinmekte, bu şekilde adlandırılmaktadır. Bu yasanın en temel özelliği ise; bir plan ve proje bütünlüğü içerisinde riskli alanların topyekün dönüştürülmesi yerine, plan ve proje bütünlüğünden ayrılarak, belirlenen riskli yapılarınparsel bazında yeniden inşaasınıöne çıkarmasıdır.

Elbette yasanın bu temel özelliği birçok sıkıntılara yol açmakta, kentsel dönüşüm kavramı yerine plan ve projelere uyumsuz, birbirinden tamamen kopuk ve farklı, altyapı ve üstyapı sorunlarıyla yüz yüze kalan, şehircilik esaslarına da tamamen aykırı yerleşim alanları yaratılmasına neden olmaktadır.

Yasa koyucunun burada “ülke gerçeklerini”göz önünde tutarak deprem tehlikesine karşı bir an evvel binaların güvenli hale getirilmesini veya yeniden inşaasını amaçladığı anlıyoruz. Zira ülkemizdeki nüfusun %99’u 4.dereceye kadar deprem riski altındaki bölgelerde, bu nüfusun %70’sinden fazlası da 1. ve 2.derece deprem bölgesinde yaşamaktadır. İlk yazımızda belirtiğimiz gibi, ülkedeki yapı stokunun %60’ının depreme dayanaksız olduğu bilimsel kurullarca tespit edilmiştir. Ülkenin ekonomik yapısı, halkın birikimleri, hane başı tasarruf miktarları ele alındığında kamu/devlet gücü ve desteği olmadan riskli alanların dönüştürülmesi de, bu kadar fazla binanın yenilemesi de pek mümkün görünmemektedir.

İşte tam da bu nedenle, birçok gelişmiş dünya ülkesinde mülk sahiplerinin maddi katkısı nedeniyle projenin tüm aşamalarında mülk sahipleri karar ve inisiyatif sahibiyken, ülkemizde mülk sahibi sözleşmenin yapılmasından binanın teslimine kadar projenin hiçbir aşamasında söz sahibi olamamakta, tüm yetki ve inisiyatif müteahhide bırakılmaktadır.

Yasal mevzuata bakıldığında, kamuya/devlete, kentsel dönüşüm alanında geniş denetim ve tasarruf yetkileri verildiği, ancak Anayasal yükümlülüğü bulunmasına rağmen kentsel dönüşüm yaratması açısından yeterince sorumluluk ve yükümlülük yüklenmediği görülüyor. Oysa gelişmiş dünya ülkelerinde şehirlerin kentsel dönüşümlerinin kamu gücüyle yapıldığı, en azından kamunun vatandaşla ortak hareket ettiği, vatandaşın haklarını müteahhitlere karşı koruyup kolladığı, müteahhitleri hukuksal ve ekonomik yeterlilik anlamında sıkıca denetlediği, kamu bankalarından verilen uzun vadeli faizsiz kredilerle işin finanse edildiği, kentsel dönüşümün ruhuna uygun bulunan projelere onay ve destek verildiği, lüks yapılardan daha çok, standart ve çevreye uyumlu yapılarınteşvik edildiği, rantın önüne geçildiği, , yani bu alanın tamamen devletin/kamununkontrolünde olduğu, devletin hem vatandaşının hem de müteahhidin elini tuttuğu, sistemin de bu şekilde sağlıklı bir şekilde yürüdüğü görülmektedir.

Bizde ise, vatandaşın ekonomik durumu bir yandan, kamunun sürece hemen hiç müdahil olmaması bir yandan ortaya denetimsiz bir kentsel dönüşüm alanı yaratılmış durumdadır. Öyle ki, yaşadığımız bölgede bundan 10 yıl öncesine kadar müteahhitlikle hiçbir ilgisi olmayan firmaların tamamına yakınının kendilerine sağlanan bolca avantajın da etkisiyle bugünlerde kentsel dönüşüm topuna girdiği, havalı tabelalarıyla müteahhitlik yapmaya başladığı görülüyor. Bu firmalara umut bağlayarak evlerini yıktıran, bir süre sonra da kendisine yeni bir ev verilmesini bekleyen vatandaşların çoğunun maalesef ki bir teminatı yoktur.

Diğer yandan Kentsel Dönüşüm uygulamalarında nihai yetki ve karara sahip Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da bu yetki ve sorumluluklarını birçok yerde belediyelere devir etmişlerdir. Belediyeler ise merkezden devir aldıkları bu yetkileri yaygın olarak oldukça kötü ve sorumsuzca kullanmışlar, bir kısım siyasi veya ekonomik ilişkilerin etkisiyle de olmayacak işlere imza atarak kentsel dönüşümü amacından ve ruhundan tamamen koparmışlardır.

Bu olumsuz örneklerin başında da maalesef Bursa şehri gelmektedir. Bursa Büyükşehir Belediyesi bakanlıktan aldığı yetki devriyle özellikle Nilüfer ilçesinde 200’ün üzerindeki inşaat projesine yasayanın da ruhuna açıkça aykırı şekilde 0,50 emsal artışı vermiş, toplumdan gelen yoğun itirazlara ve mahkemelerin verdiği iptal kararlarına rağmen bu uygulamadan yakın tarihe (Belediye Başkanı değişinceye) kadar da vazgeçmemiştir. Öyle ki, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da bu yasaya aykırı 0,50 emsal artışı ve diğer kentsel dönüşüm uygulamalarından dolayı Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde devrettiği yetkileri geri alma noktasına gelmiş, uygulamadan bir anda geri adım atıldığı için de 50’den fazla projede belirsizlik oluşmuştur.

Kentsel dönüşümü açık bir şekilde rant uygulamalarına dönüştüren bu tür projelere verilen izinlerle bazı mülk sahipleri gerçek değerinin çok çok üzerinde miktarlara dairelerini satarken, yan binadaki başka bir mülk sahibinin konutu yıkıldığıyla kalmış, inşaata dahi başlanamamış, kamu yöneticileri eliyle yaratılan  bu durum tarafları ve Bursalıları oldukça sıkıntılı sürece itmiştir. Kentsel dönüşümü amacından koparan, bölgenin dokusunu tamamen tahrip eden, bazı grup ve kişilere haksız ve adaletsiz kazanç (rant) sağlayan bu hukuk dışı ve keyfi uygulamaları ve devam eden süreci ibretle takip ediyor, burada da sıkça yazmaya devam edeceğiz.

Bundan sonraki yazıda kentsel dönüşümün kime, ne gibi avantajlar getirdiğini anlatacağız deyip, yazımızı burada sonlandırıyoruz. İyi haftalar…

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir