Gemlik HaberleriGüncel HaberlerSpot

DÜŞÜP GİDENLER… – İSMAİL İŞEL

Aslında bu yazı bir devam yazısı olacaktı. Geçen yazıda seçimle birlikte ülke gündemine getirilen af meselesine değinmiş, çıkarılan kanunun vergi affı tarafını anlatmış, bu yazıda da imar affını, affın kapsamını ve bu affın kimlere yaradığını anlatacaktık.

Ne var ki tam yazıya başlayacaktım ki, önüme bir fotoğraf düştü.Fotoğrafı görünce ruhsatsız inşaatlara kesilen cezaların ve imar suçundan verilen hapis cezalarının düşürülmesi yerine, göz göre göre inşaatlardan düşerek hayata veda edenleriyazmak istedim…

İsmi; Güneş Ağdemir’miş. 34 yaşındaymış. Gemlik’te bir inşaatta çalışırken zemine düşmüş, kaldırıldığı hastanede hayata tutunamamış. Gülerek poz verdiği bir fotoğrafı kullanılmış gazetelerdeki ölüm haberlerinde…

Aynı saatlerde; İstanbul’da bir inşaatta çalışırken zemine düşen 44 yaşındaki Şakir Çelikoğlu,Adana Yüreğir’de kaymakamlık binası inşaatında çalışırken zemine düşen 58 yaşındaki Abdurrahman Sarıyıldız, Adana Ceyhan’daki inşaatta çalışırken yere düşen 44 yaşındaki Hasan Gümüş, İstanbul’da inşaattan düşen 39 yaşındaki Yusuf Muhammet Ergenç, Aksaray’daki inşaatta 22 yaşındaki Ahmet Hakan Öğütçü…Neredeyse24saat içinde benzer şekilde yaşanan işçi ölümleri…İnşaat, düşme, hastane, ölüm ve geride kalan gülerken çekilmiş bir fotoğraf…

Hemen her inşaattan zemine düşen işçi haberleri geliyor…Rakamlar ürkütücü boyutta; İSİG verilerine göre 2017 yılında toplam 300 bin “iş kazası” yaşanmış ve bu kazalarda toplam 2006 işçi yaşamını yitirmiş. Yani ayda ortalama 167 işçi, günde en az 5 işçi “iş kazası” sonucu yaşamını yitirmiş. Oysa bundan sadece 15 yıl önce 2013 yılındaki iş kazası sayısı 76 bin, bu kazalarda yaşamını yitiren işçi sayısı ise 810. 15 yılda korkutucu bir artış yaşanıyor.

Ölüm oranlarının en fazla olduğu işkolu %23 ile inşaat. 2017 yılı verilerine göre 2006 işçiden 453’ünün (%23’ü) yaşamı inşaatlarda son bulmuş. Bursa’ya baktığımızda ise 2017 yılında Bursa’daki iş kazalarında toplam 88 işçinin yaşamını yitirdiğini görmekteyiz. Yani ayda en az 7 işçi bu şehirde iş başında hayatını kaybediyor. Ölen 2006 işçiden 60’ı da çocuk.

Rakamlar katlanılmaz noktalara gelmişken,iş güvenliğine ilişkin yükümlülükler getiren kanun hükümlerinin yürürlük tarihi ise sürekli erteleniyordu. Yetmedi, en son TOBB Başkanı müjdeledi! Ertelenen yükümlülüklerin birçoğu artık tamamen kaldırılmış! Bundan böyle uzman eliyle işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliğini denetimi zorunluluğu da kalkmış. İşveren bu işleri artık kendisi de yapabilecekmiş…!

Peki buna rağmen mevzuat hükümleri işçiyi kazalardan korumuyor mu? Fazlasıyla koruyor aslında. Örneğin inşaat işleri için Yapı İşlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği’nde inşaatlardaki kazaları ortadan kaldırmaya yönelik işverene yüklenmiş birçok yükümlülüklermevcut. Yönetmeliğin Ek-4-A maddesine göre; inşaatlarda güvenli korkuluklar, düşmeyi önleyici platformlar, bariyerler, kapaklar, çalışma iskeleleri, güvenlik ağları veya hava yastıkları gibi toplu koruma tedbirlerini almak zorunlu.

Kafamızı kaldırıp bakalım. Dört bir yandan inşaatlar yükseliyor. Bu inşaatların çoğu rezidans ve lüks binalar. Peki bu inşaatların kaçında iş güvenliği tedbiri olarak güvenlik ağı mevcut. Çok mu zor güvenlik ağı tedarik etmek? Kaç para bir güvenlik ağı? Oysa inşaatlardaki ölümlerin birçoğu yüksekten düşmeye bağlı ve güvenlik ağı bu ölümleri tek başına dahi önemli ölçüde ortadan kaldıracak bir nitelikte bir önlem.

Denetimi yapacak, ceza tatbik edecek, gerekirse işyeri faaliyetini durduracak, hukuksuz ve yaşam tehdidi içerir bu durumları tespit ederek ilgili yerlere bildirecek Belediyeler ve işin doğrudan muhattabı Çalışma Bakanlığı ne yapıyor bu fiili durum karşısında! Siz hiç bir inşaatın iş güvenliği tedbiri alınmaması gerekçesiyle mühürlendiğini duydunuz mu?Müteaahhite bir güvenlik ağı dahi çektiremeyen koskoca kamu otoritesi!

Ülkenin en büyük adliyesi inşaatında da, en modern stadyumu inşaatında da, en lüks rezidans inşaatlarında da tedbirler alınmadığı için her gün soğuk inşaat zemininde son bulan hayatlar. Örgütsüz ve güvencesiz çalışma, kar hırsı, iş baskısı, denetimsizlik, keyfilik, cezaların caydırıcı olmaması gibi pek çok nedenle her gün ortalama 5 işçinin yaşamını yitirdiği bir ülkenin vatandaşıyız. Bu ayıp ve acı bize fazlasıyla yeter…

Hoşçakal Güneş kardeşim. Maalesef seni de tutamadık…

da ve maalesef Bir günde; Cumhuriyet tarihinden evvel geçtiğimiz 100 yıllık parlamenter sistemi terk ediyor, kimsenin bilmediği Cumhurbaşkanı sistemine geçiveriyoruz…

Bir sabah kalkıyoruz; dolar 4,30 TL, Euro 5,15 TL, benzin 6,15 TL oluvermiş…

Bir öğle vakti televizyon izlerken Ramazan ayının hemen sonrasında erken seçim olacağını öğreniveriyoruz. Hem de daha Cumhurbaşkanlığı sistemine ilişkin çıkarılması gereken 10’larca uyum yasası varken. Düşünebiliyor musun, başkan var ama kanunu yok!

Gerçekten de inanılmaz!Demokrasi ne idi, halkın kendi kendisini yönetmesiydi değil mi? Siyaset kurumununhalkın ihtiyaçlarını karşılaması, ona göre politikalar oluşturması gerekir. Oysa ülkemizde halk işi gücü bırakmış sürekli siyasetin ve iktidarın ihtiyaçlarını gidermek, onların açıklarını kapamakiçin zorlanıyor sanki.Siyaset ve siyasetçiler her konuda tek belirleyici konumdalar. Halkın sorunlarını bile onlar belirliyorlar! Doların yüksekliğini kabul etmiyor, halkın ekonomik sorunlarına itiraz edebiliyorlar. Halka sürekli günlük siyaset konuşturuluyor, böylece insanlar kendi sorunlarınıbile düşünemez, düşünse bile konuşmaya fırsat bulamaz duruma getiriliyor. Herkes kendi çapında bir siyasetçi hale getirildi. Halkın temel sorunları hariç hemen her konuda ve özellikle de sosyal alana yönelik ciddi bir siyasi müdahale hissediliyor. Öyle ki, bir futbol müsabakasına ilişkin verilecek kararlardan tutun, genel affa kadar hemen her konuda parti liderinin ortaya attığı şahsi görüşler bile bir süre sonra belirleyici niteliğe dönüşüveriyor.

Seçim sath-ı mailine girmiş vaziyetteyiz. Şimdi 45 gün boyunca siyasetin halka vaadlerini dinleyeceğiz. İktidar bloğu bu sürece hızlı girdi! Geçen hafta mecliste bir torba kanunla oldukça kapsamlı bir affı meclisten çıkardılar. “Emeklilere bayram ikramiyesi ve imar barışı müjdesi” olarak basına yansıtılan bu torba kanun gerçekten de çok büyük bir kesimiyoksul/dar gelirli olan bu halka bir müjde mi, yoksa bir seçim rüşveti mi?

Af niteliğindeki bu yasa, 16 yıllık Akp iktidarında son 6 yılda çıkarılan 6. af kanunu. Devlet hazinesi bu kanunla 300 Milyar TL lik alacağından vazgeçiyor. Vazgeçilen alacak kalemlerinin çoğu devletin sermayeden olan doğrudan vergi alacakları. Dolayısıyla alınmaktan vazgeçilen bu alacakların borçluları da dar gelirliler değil, elbette sermaye kesimi. Çünkü son yıllarda her yıl düzenli olarak çıkarılan vergi afları nedeniyle sermaye artık devlete vergi ödemez hale geldi. Bakınız, 2017 yılında devletin topladığı toplam vergi 536 Milyar TL olmuş, bunun %67’si ise dolaylı vergi, yani halkın harcamalarından alınan KDV+ÖTV. Yani devlet, hazinenin 1/3’ünü bile doğrudan vergi ile dolduramıyor. Peki kim ödüyor bu %33’lük doğrudan verginin büyük kısmını! Elbette dar-orta gelirli ücretli/maaşlı geniş halk kesimleri. Ücret ve maaşlardan anında kesiliyor bu vergiler. O’nlara af falan da yok. Tam aksine çok büyük kısmı dar-orta gelir sınıfından toplandığı görülen gelir vergisi dilimi %27’den %30’a çıkarılacakken, muhalefetin direnci ve toplum baskısıyla iktidar bu düzenlemeden (şimdilik) geri adım atmak zorunda kaldı. Motorlu Taşıtlar Vergisi ise daha geçenlerde %25-50 arasında zamlandı. Diğer yandan dolaylı vergide halkın harcama kalemlerine baktığımızda temel besin maddelerinden sağlık giderlerine kadar %18 oranında KDV alındığı, sermaye kesimine ise inanılmaz oranlarda teşvikler verildiği, inşaat gibi sektörlerde vergi muafiyetleri getirildiğini görmekteyiz.

Her vergi affından sonra devletin doğrudan vergi tahsilatının oldukça düştüğü de görülüyor. Yine rakamlarla anlatalım; 2018 yılının ilk çeyreğinde tahakkuk eden KDV’nintahsilat oranı sadece %19,5, motorlu taşıt vergisinde ise bu oran sadece %29,5 olmuş. Oysa 2017 yılındaki KDV’nin tahsil oranı %50’imiş…

Bu af kanunlarıyla hemen her sene “varlık barışı” adı altında kaynağı bilinmeyen paralar da ülkemize getiriliyor ve sorgusuz sualsiz ekonomimiz içinde bir şekilde aklanmış oluyor. En son geçen hafta çıkarılan af nitelikli torba yasasında da yine bu yönde hükümler bulunmaktadır.

Tüm bu verilerden anlaşılıyor ki, yoksul halk ağır vergi yükü altında her geçen gün daha da eziliyor ve çok büyük bir halk kesimi zorunlu olmadıkça vergisini ödeyemiyor. Bunun yanında her yıl çıkarılan vergi afları, vergisini düzenli olarak ödeyen dar-orta gelirli halk kesimleri üzerinde ciddi anlamda rahatsızlık oluşturuyor, toplumdaki adalet duygusu derinden sarsılıyor, vergi adaletini sağlamayan devlet, sık sık çıkardığı bu af yasalarıyla sistematik olarak bir kesimi korur kollar pozisyona düşüyor. Toplumdaki vergi bilinci ve vergi ahlakı da tamamen bozuluyor. İktidarın toplayamadığı, sonra da barışıyoruz diyerek affettiği vergi yükü, daha sonra yine vergisini ödeyegelen yoksul halkın sırtına yükleniyor. 2016 yılında devletin almaktan vazgeçtiği doğrudan vergi miktarı 30 Milyar TL iken, 2017 yılında bu miktar 102 Miyar TL’ye, geçen hafta çıkarılan torba yasa ile 2018 yılındaki almaktan vazgeçilen vergi miktarı ise tam tamına 132 Milyar TL’ye ulaşmış durumda. Bunun yanında 2017 yılında bütçe 47 Milyar TL’yi aşan açık vermişti. Seçimi de hesaba katarsak 2018 yılındaki bütçe açığı tahminleri 100 Milyar TL’yi aşacağı yönünde. Delik büyüyor, yama tutmuyor…

Evet, seçim sath-ı mailine girmişken iktidar bloğunun halka ilk müjdesi torba yasa oldu! Torba yasada daha ne müjdeler var ne müjdeler! Yerimiz kalmadı. Torba yasadaki “İmar Affı Müjdesini de haftaya yazacağız!

Gemlik Manşet Gazetesi

Gemlik Manşet Gazetesi @2017

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir