KENTSEL DÖNÜŞÜM-1 – AYNAYA BAKARKEN… / İSMAİL İŞEL

Son zamanlarda nereye gitsem, kiminle konuşsam herkesin ağzında-dilinde “kentsel dönüşüm”. Kimisi büyük bir heves ve umutla bölgesine kentsel dönüşümün gelmesini beklerken, kimileri de yaşam alanının tahrip edileceğini düşünerek kentsel dönüşüm sırasının kendi mahallesine gelmesinden oldukça endişe duyuyor…

Kentsel Dönüşüm denilince benim aklıma neler geliyor hepsini tek tek yazacağım. Kentsel dönüşüm denilince benim gözümün önüne ilk gelen şey büyük bir gri kütle oluyor. Gözümün önüne indirilen gri kütlenin mantıklı sebepleri elbette var. İddia ediyorum Bursa’da yaşayan 10 kişiden 9,5’u benim gibi düşünüyordur. Çünkü Bursa’da Kentsel Dönüşüm denilince insanların aklına ilk gelen, hatta tek gelen “şey” Doğanbey Toki bloklarıdır. Biz Bursalılar Kentsel Dönüşüm kavramıyla ilk bununla tanıştık. Önceleri büyük bir merakla bekledik, gelip geçerken selamlaştık bile bununla. Üstelik o günlerde ödüller bile veriliyordu belediye başkanı Altepe’ye, şehri çok güzel dönüştürüyor! diye. Bunu, zamanla şehrin ortasındaki bir hançere, Uludağ siluetini yok eden bir ucubeye dönüştüreceklerini, şehre bu kadar kötülük edebileceklerini nereden bilebilirdik. Bilemedik ve ihanet gözümüzün önünde büyüdükçe büyüdü, yükseldikçe yükseldi ve şehrin her kesimini ezdi geçti. Ne arsa sahibine yaradı ne de konut sahibine. Ortaya binlerce mağdur aile çıkardı. Evet dönüştü, ama şehrin bir küfür abidesine. Kentsel Dönüşüm nasıl yapılamaz diye sempozyumlarda anlatıldı. Ülkenin en önemli tarihçisi ve mimarları bunun derhal yakılması gerektiğini söyledi. Bunu yapan da en son belediye başkanlığı görevinden alındı. (tabii ki başka nedenlerle) Neyse Doğanbey mevzuuna girdik mi çıkamayız, bizim yazının da içine edebilir bu! Ama kentsel dönüşüm denilince Bursalıların gözünün önüne neden gri bir kütle geliyor sanırım anlatabildim.

Oysa gelinen noktada Kentsel Dönüşüm kavramı ülkemizde zorunlu hale gelmiş, bu nedenlerle kapsamlı değişikliklerle birçok yasal düzenlemeye girmiştir. Özellikle 1980’lerden sonra köylerden kentlere doğru hızlı ve kontrolsüz şekilde yaşanan göçler çarpık ve plansız yapılaşmalara neden olmuş, bu durum bir yandan kentlerde çok ciddi altyapı ve yapı stoku sorunları yaratırken, diğer yandan kentlerin tarihi ve kültürel dokularını da büyük ölçüde tahrip etmiştir. Göç edenlerin tamamının işsiz ve yoksulluk içinde olması, planlı şehirlerden ve sağlam binalardan çok, plansız-mimarisiz-altyapısız sadece barınma amaçlı gecekondu bölgelerinin oluşmasına sebep olmuştur. Bu durum “ülkemizin bir gerçeği” olarak uzun süre görmezden gelinmiş, teşhis-tedavi süreçleri başlatılmamıştır. Aksine hemen her seçim döneminde çıkarılan imar-iskan aflarıyla insanlar çürük yapılara, düzensiz yaşam alanlarına özendirilmiştir. 1984 yılında çıkarılan afla ruhsatsız binaların önemli bir bölümü bir miktar para karşılığında devletten iskan (yapı kullanma ruhsatı) alabilmiştir.

1999 depremi öncesinde inşa edilen binaların yarısından fazlasının mühendislik-mimarlık hizmeti olmadan yapıldığı, inşaatlarda kullanılan malzemenin son derece kalitesiz olduğu, hemen tamamında elle karma yöntemiyle deniz kumu kullanıldığı, en az C 20 olması gereken beton kalitesinin C 5-10 seviyesinde hatta bunun da altında olduğu araştırmalarla tespit edilmiştir.  Aflara rağmen 1999 depremi sonrası yapılan tespitlerde birçok büyükşehirde her 10 binadan sadece 1’inin iskanının bulunduğu belirlenmiştir. Örneğin deprem bölgesi olan İstanbul’un Avcılar ilçesinde yaklaşık 20 bin binadan sadece 500’ü, Bağcılar’da ise 30 bin binadan sadece 1200’ünün iskanı vardır. Yapılan resmi araştırmalara göre şuanda ülkemizdeki binaların sadece %30’unda iskan bulunmaktadır. Yaklaşık yarısının da mimari projesi yoktur. Böyle bir durumda binaların güçlendirilmesinin de hukuken ve/veya fiilen mümkün olamayacağı malumdur. İnşaat Mühendisleri Odası verilerine göre ülkedeki mevcut 20 milyon yapı stokunun %60’ı depreme dayanaksız vaziyettedir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na göre de 6,5 milyon binanın acilen yenilenmesi gerekmektedir.

1999 Büyük Marmara Depremi felaketi başta kamu otoritesi olmak üzere yerküre ile birlikte her kesimi de derinden sarsmış, en azından bu vahim tablo karşısında herkese birşeyler yapılmalı dedirtmiştir. Ancak 1999 Deprem felaketi sonrası derinden sarsılmamıza rağmen bu endişe verici tablo karşısında aradan geçen 20 yılda yeterli önlemlerin alındığını söylemek maalesef mümkün değil. Bu acı gerçeği en tepedeki yöneticilerden sade vatandaşlara kadar herkes de bilip, kabul etmektedir. 1999 depremi sonrası Deprem Yönetmeliği ancak 2007 yılında, yani depremden tam 8 yıl sonra çıkarılabilmiştir. Deprem sonrası fay hatları üzerinde yer alan bölgelerde durdurulan ruhsat işlemleri bir müddet sonra tüm hızıyla devam ettirilmiştir. Depremde toplanma alanları olarak belirlenen alanlara AVM’ler, rezidanslar yapıldığı ortaya çıkmıştır. Benim gördüğüm kadarıyla Milli Eğitim Bakanlığı okullarının tamamına yakınını bağışların da katkısıyla yeniledi. Elbette başka kurumlar da bazı önlemler almışlar, binalarını yenilemişlerdir. Ama mesela Bursa’nın en büyük hastanesi olan ve yapımı parçalı şekilde 16 yıl süren Uludağ Üniversitesi’ne ait en az 30 yaşındaki Tıp Fakültesi’nin birçok binasına daha yakın bir tarihte yıkım kararı alındığını duyduk. Ülkemizin birçok bölgesinin örümcek ağı gibi faylarla örülü olduğu artık çocukların bile bildiği bir gerçekken kamunun üzerine kendi binalarını yenilemekten çok daha fazla ve önemli görevler düştüğü ortadadır. Anayasamız tarafından devlete sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi sağlamak yükümlülüğü verilirken, vatandaşların da sağlıklı ve düzenli çevrede yaşama haklarının olduğu belirlenmiştir. Bilim insanlarına göre deprem tehdidine karşı zamanla yarışmalıyız. Kaybedecek bir an bile yok!

Yani kısacası, yaşadığımız şehirleri de, binalarımızı da dönüştürmemiz, güvenli ve yaşanabilir seviyeye yükseltmemiz şart! Peki bunu kim, nasıl yapacak? Kentsel Dönüşüm dedikleri nedir? Kentsel Dönüşüm nasıl gelir, kim çağırır, kimler getirir? Kentsel Dönüşüm’de nelere dikkat edilmesi gerekir? Teşvikleri, avantajları, mağduriyetleri nelerdir? Ülkemizdeki ve bölgemizdeki kentsel dönüşüm uygulamaları ne durumda? Yargı kararları kentsel dönüşüme nasıl bakıyor? Belediyeler bu işin neresinde? Dönüşmek mi, taşınmak mı? Hepsini tek tek sırayla yazacağım, sıra sıra…

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir